Deli olma zamanımız geldi çattı bile. Yosun tutan sabahların tatsızlığını rafa kaldırma zamanı şimdi,nerdesin!?
Deli olma gel! İster o yer minderli, mutfaklardaki yemek kokularına b/ulaşmış iştahınla gel. İster, o dut ağacının bahçeye uzanan dallarından birine tutun da gel, ama gel. İster, saklambaç oynadığımız o taşlı sokakların kaldırımlarına sinmiş takunya tıkırtılarını toplayıp, ister o balkonda uyumaya çalışırkenki en neşeli halimizle; bize ellerini uzatan yıldızları tek tek ceplerine doldur da gel, ama gel... Voltranı oluşturanlar gibi güç bizde deyip, anılarla dolu hikayeleri avluya s/açalım. Düş bahçesine dalalım sonra....
Boş çerçeveli kanadı kırık pencerelere konan gülüşlerimizi de yanımıza alıp, hanımeli kokularını ta ciğerlerimize çekerken yeniden başlasak, en başından.
Yine yeniden sevsek herşeyi delicesine;etraftaki tuhaf ruhsuz b/akışlara aldırmadan. Kaldığımız yerden gökyüzüne açılsak. Ucundan tutsak hayatı yeniden, kırmadan hiç bir şeyi, kırılmadan...Ama işte sen yoksun...
Uzaktan seyrediyorum şimdi,uzakta kalan hüzünlü koşuşturmalarımızı; sen ve ben bir de bizi bize b/ağlayan şakacı anılarımız kaldı mor hikayelerden geriye.
Maviyi unuttuk..unutulduk...unutturulduk.... Hayat devam ediyor her şeye rağmen, yaşamak buysa evet yaşıyoruz...
Hayat galiba, yüklemi "özlemek" olan tüm cümleleri zamanla, ömür törpüsünde eritip geçmiş sayfalara gömüyor...Hadi baharlardan geçtik de kışlar bile vurdumduymaz olmuş, hayat galiba bizi sevmiyor.
"Sevmek" dilimize ne kadar yabancı bir kelime öyle değil mi, ne kadar uzak; Sevmek...sev....mek...sev... Ah cancağızım, mor yelpazelim, kederlim, şakacım; şimdi her zamankinden daha çok ihtiyacım var sana. Nerde olursan ol ama gel!...Deli olma...
Uzun zamandır buraları boş bıraktığımı hissettim. Yukardaki fotoğraf ilginç gelince de eklemek istedim...İnsan ne yazacağını bilemeyince fotoğraflardan medet umuyor galiba benim gibi..
Fotoğraf içimizin aynasıdır diye düşünüyorum. Bana fotoğrafını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.
Fotoğraf demişken; ben en çok fotoğraftaki o derinliği arıyorum.. Fotoğrafta bir şey olmalı beni çeken; bir hal, bir ayrıntı, bir doğallık olmalı. Siyah-beyaz fotoğraflar favorimdir bu arada. Öyle cafcaflı üzerinde oynanmış fotoğraflar pek ilgimi çekmiyor açıkçası, sahte geliyor. Zamanımızda yaşanılan çoğu duygular gibi. Sahtelik o kadar da göze batmıyor artık günümüzde. Göz boyanmaya niyetliyse; sahtelikler de o vakit pek bir hoş görünüyor insanın gözüne. Sahte olmayan kavramlar da var hayatın içinde ama bunlar çok azaldı. Gerçek dostluk onlardan biri mesela.
*** İnsanlarla hayvanların dostluğu, ya da hayvanlarla hayvanların dostluğu, ya da iletişimi diyelim, bu ayrı bir konu...Herşeyden önce, dostluk deyince ne anlıyoruz, buna bakmak gerekir diye düşünüyorum. Dost dediğin; çıkmazlar içinde kıvranırken sana ümit kırıntıları sunmayı başarabilen, seni anlamaya çalışandır. Gerçek dost ne yaparsan yap, incitmeyen ve incinmeyendir.
Dost demişken bir dostumuzun satırları aklıma geldi, paylaşmak isterim;
"Ertelenmiş bir hayale gazeller okur kalbim... S/esimi duyuyor musun can ? Kim senin gibi ''dost'' kokar! Kim gönlümü okşar...
**** İçinden, sadece "umut" geçecek kadar kısa cümleler kurmak istiyorum da çoğu zaman; beceremiyorum işte. Yine uzun bir yazı... Umutlu olmak, ya da olmamak, işte bütün mesele bu. U/mutsuzlukla suspuslarla yoğrulmuş çaresizlik(göçebelik haller) var bir de. Kalbin hiç iyileşmeyen yarası gibidir bu. Sürekli pansuman edersin, iyileşir, kabuk bağlar, sonra en küçük bir hüzün dokunuşunda tekrar tekrar kanar. Ama olsun; "O" var, gerisi hikaye...
Çok şey yazmak istiyorum bugün. Bugün aynalar dünden daha bir dost göründü zira. Aynalar yalan söylemez diye biliyorum ama söylerse de söylesin kimin umrunda; mazeretim var dostlar, umutluyum ben....